20 Ekim 2013 Pazar

BAYRAMIN ÇAĞRIŞTIRDIKLARI

Bayramlar çocukluğumuzun bayramları tadında değil şimdilerde... Herkes biryerlere kaçma derdinde... Oysa  çocukluğumdan hatırladığım bayramlarda ev gezmeleri birinci sırayı alırdı her zaman... Büyüklerin telaşının yanısıra biz küçükler de bu özel günlerde bir başka heyecan yaşardık... En güzel elbiseler, rugan pabuçlar giyilir, erkeklerin saçları inek yalamış vaziyetteyken kızlarda ise bazen bir kurdela bazen bir taç olurdu... Cici çocuklar olurduk hepimiz ama nedense kılık kiyafetten çok alacağımız harçlık ve hediyeler ilgilendirirdi bizleri! Ziyaretlerde hiçbir ikramı da geri çevirmediğimiz ve fazladan ceplerimizi de yedeklediğimiz için de çoğu zaman mide fesatına uğrar, anne babamızdan bir sepet dolusu azar işitirdik... Bazı bayramlarda ise İstanbul'daki aile büyüklerini ziyaret etmek amacıyla İzmir'den arabalarla yola çıkılırdı. Anneanne, dede, anne, baba,  çoluk çocuk... Genelde iki araba... O yıllarda yol güzergahında yemek yenilecek o kadar az mekan vardı ki bu yüzden genellikle bir gün önceden yolluklar hazırlanırdı... Peynirli ve salamlı sandöviçler, kuru köfteler, haşlanmış yumurtalar, domates ve salatalık en vazgeçilmezlerimizdi... Ağaçlık ve hoş manzaralı bir yerde öğle yemeği molası verilir, diğer ihtiyaçlar da bu arada giderilirdi:) Rahmetli dedem boğazına düşkün bir zat-ı muhterem olduğu için bazı yolculuklarda ise hedefimiz Bursa'daki meşhur İskender Kebapçısı olurdu... Yolun ikinci yarısı bir türlü bitmek bilmez, hafif hafif uyuklama ile geçerdi... Büyüklerin arabadaki konuşmaları ise genelde ninni kıvamında olur, pek bir hoşumuza giderdi...Yalova'daki araba vapuruna yetişme faslı ise ayrı bir hikaye idi... Vapur saatleri kısıtlı sayıda olduğu için neredeyse tüm gün süren İzmir-İstanbul yolculuğunun en adrenalin yoğun bölümünü hep birlikte yaşardık...Yetiştik...Yetişemedik... derken bir de bakmışız iskeleye varmışız... Ama o da ne!... Kamyonlar, arabalar, insanlar... Bitmek bilmeyen bir kuyruk... Bir koşuşturmacadır gidiyor... Büyükler bilet almaya gidince biz küçükler de arabada oyun oymaya dalar, zamanın nasıl geçtiğini anlamazdık...Vapura biniş anında ise yine hafif yollu bir heyecan yaşanırdı... Araba vapurunda yaramazlık yapacak durumda olmadığımız için genellikle büyüklerimizin yanında oturur, canımız fena halde sıkılırdı. Güzel havalarda ise dışarda oturur, masmavi gökyüzünde süzülen martılarla denizi seyre dalardık...Ve sonunda işte kara göründü! Kartal... Kartal demek İstanbul demek değil o zamanlarda... Kartal'dan sonra daha gidilecek bayağı bir yolumuz vardı... Gecenin ilerleyen saatlerinde ise yorgun ama heyecanlı bir şekilde maksadımıza hasıl olurduk... İSTANBUL!

************************************************************************
Bu yazıma başlarken bayrama dair bir iki kelam ettikten sonra güya bir de bayram tatlısı tarifi verecektim...Heyhat:) Bir sonraki yazımda söz...Aile tarifim Portakallı Revani olacak...
Görüşene dek...Kalın sağlıcakla...Geçmiş bayramınızı da kutlarım bu arada...

2 yorum:

  1. Serap Yuksel21 Ekim 2013 08:03

    Sevgili Destina cim,
    Ne guzel anlatmissin bizim cocuklugumuzun bayramlarini, bu sabah o gunlere gitmeme vesile oldun kalemine saglik. Revani cok guzel gorunuyor, eminim lezzeti muthistir :)Tarifinide en kisa zamanda bizler ile paylasmani dilerim...

    Seni cok opuyor, Alushta dan sevgilerimi gonderiyorum...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Serapcım, eskiye dair özlem her daim içimizde olmasa bu nostaljik yazılar kaleme dökülüvermezdi...Beğenmene mutlu oldum, tarif en kısa zamanda geliyor:)
      Alaçatı'dan sevgilerimle, öpüyorum...

      Sil