1 Nisan 2012 Pazar

PAZAR RENKLERİ-1 ALAÇATI

Alaçatı pazarında dolaşmak ayrı bir keyif...ama bu muhteşem renkleri görüntülemenin hazzı ise bambaşka...

Colors from our local market in Alaçatı...


























 

12 Mart 2012 Pazartesi

HABERLER

Be-Dest'ten şeker tadında haberler var...
Uzun süren rutin bir bekleyişin ardından Be-Dest markası ve logosu Türk Patent Enstitüsü tarafından  tescillendi. Artık böyleyiz: Be-Dest®

Minik bir antika dükkanı ile geçen yıl mayıs ayında kapılarını açan Be-Dest, şimdilerde yeni bir mekana geçmenin telaşını da yaşıyor. Aynı sokakta sadece beş metre ileride büyükçe bir dükkandayız artık... Kapı numaramız da 29 oldu.

Yenilenmiş eski mobilyalar, renk renk, boy boy emayeler, eski köy bardakları, sürahiler,  galvanizler, teneke kutular, masa örtüleri, yastıklar, önlükler, abajurlar...Daha neler neler... Gelip karıştırılmayı bekliyor!

İyi haftalar hepimize...



Be-Dest is an antique&vintage shop in Alaçatı, Çeşme, Turkey opened in May 2011 selling vintage glassware, enamelware, primitives, designed lampshades, cushions, tableware, handmade/handpainted objects, collectibles, Anatolian items and many more...
Recently, our name and logo is officially registered by the Turkish Patent Institute . We are now Be-Dest® ...
Nice week to all...




















27 Şubat 2012 Pazartesi

URLA'DA ANTİKA BİR PAZAR


Pazarları severim...Severim sevmesine de öyle sepetini, pazar arabasını tıkabasa doldurup kendini kaybedenlerden değilim...Az, öz, sık alışverişten yanayım...Ege kızı olmanın getirdiği otçul yaşam nedeniyle çocukluğumdan beri otların her türlüsünü bizzat dağlardan bayırlardan toplamanın zevkini bilenlerdenim...Cıvıl cıvıl...allı, yeşilli, sarılı, turunculu tezgahlar arasında pazarcılarla, eşle, dostla yapılan keyifli sohbetleri severim...



Pazar içindeki gözlemecide arkadaşlarla randevulaşıp çay, kahve eşliğinde paylaşılan güzellikleri severim...Çiçekci Ali, yani nam-ı diğer Göztepeli Ali ile çiçeklere, fidanlara, zararlı böceklere, özellikle de Göz-Göz'ümüze dair konuşmayı severim... 



Neyse, köyümüzdeki pazarı başka bir zaman anlatmaya devam edeyim...
Benim asıl yazmak istediğim Urla Sanat ve Antika Pazarı!
Herşey bir paylaşımla başladı...
Fotoğraf sanatçısı arkadaşım Hüsnü Gengönül'ün sayfasındaki ilanla...

''URLA BELEDİYESİ VE SANAT SOKAĞI GÖNÜLLÜLERİ KÜLTÜR, SANAT, ANTİKA VE TARİHİ SİZLERLE BULUŞTURUYOR.

YER: URLA ZAFER CADDESİ
TARİH: 25 ARALIK 2011 PAZAR GÜNÜ
SAAT: 10:00 - 18:00 SUNUM VE SATIŞ
18:00'DEN SONRA YILBAŞI KUTLAMASI EĞLENCESİ
KATILIMINIZ DİLEĞİYLE...''

Katıldım tabii, bu deneyimi kaçırır mıyım hiç? O pazardan sonra da artık müdavimler arasında sayabilirsiniz beni! Kara, soğuğa, kışa, kıyamete aldırmadan her ayın son pazarındaki iki pazara daha büyük bir hevesle katıldım!
Şimdiye kadar gezdiğim her tür pazarın ki buna yurtdışı antika pazarları da dahil, hep müşteri tarafında oldum. Sanat ve antika pazarında tezgah açmanın diğer pazar tezgahlardan pek bir farkı yok diye düşünüyorum.  Hatta bizimki biraz daha meşakkatli olabilir. Pazara gidecek eşyaları bir gün öncesinden seçip fiyat ve etiket kontrolünden geçirdikten sonra tek tek sarıp koliledim. Tezgahımda gerekli olacak malzemelerin listesini çıkardım: Bozuk para, hesap makinesi, eski gazete, kağıt poşet, kalem, kartvizit, çivi, çekiç, oturmak için tabure, tezgahlar için örtü vs...Hepsini bir gece önceden arabama yerleştirdim. Arabaya yerleştirme faslında biraz zorlandığımı itiraf etmeliyim...Ertesi günün hava durumu da iyice incelendikten sonra artık ilk pazar deneyimime hazırdım...
Pazarın saat 10.00'da başlayacağı bildirilmişti oysa bendeniz saat tam 8.30'da Zafer Caddesine varmış, kuracağım ilk antika tezgahımın yerini saptamakla meşguldum...Kendime göre mükemmel bir yer gözüme kestirdim: Pratik Kız Sanat Okulunun eski ahşap/demir kapısının önü...Tam isabet! Sıra eşyaları taşımaya geldi... Araç girişinin yasak olduğu sokağın 200 metre ilerisine parkettiğim araba ile tezgahım arasında kattettiğim metreler, hatta kilometreler beni oldukça yordu:)
Koliler tek tek açılıp eşyalar tezgahtaki yerleri almaya başladıkça yorgunluğumdan eser kalmadı. Çevreye uyumlu güzel bir tezgahım olmuştu, mutluydum!
Sonrasında ise keyifli saatler vardı...dost ziyaretleri...yeni tanışıklıklar...antikaya ve eskiye dair sohbetler...paylaşımlar...
Son üç pazarımdan renkli görüntülerle başbaşa bırakıyorum sizi...Ta ki bir sonraki pazara kadar...
Hoşçakalın...Rengarenk kalın...Eski ile kalın:)









24 Şubat 2012 Cuma

İLKBAHAR


Yüzümü bulutlara kaldırıp 
Dua eder gibi mırıldanıyorum
Kuşlarla, otlarla yıkanıyorum
Rüzgarla, ilkbaharla


Güneş gözkapaklarımı ısıtıyor
Ah! Güvenilmez ilkbahar güneşi
Rüyada mıyım, gerçek mi bu
Hem var gibiyim, hem yok gibi


Bir güney kentinde, bir kıyı kahvesinde
Başakların sonsuz salınışı
Burada, kendimle başbaşa
Ömrümü böylece tamamlayabilirim


Bir kuşu dilinden hiç öpmedim,
Belki bir gün öpebilirim
Belki bir gün rüzgar olurum ben de
Eserim başakların üzerinden
Kalbim bir yaz gününe karışsın isterim
Bir kuş cıvıltısında doğmak için yeniden


Ataol Behramoğlu

19 Şubat 2012 Pazar

USUL USUL

Bugün bir kapı aralandı usul usul...
Bahara doğru uzanan...
Masmavi...
Yemyeşil...
Umutlu...
Neşeli...
Bir o kadar da keyifli...
Selam olsun ota, böceğe, çiçeğe...
Selam olsun içimdeki güneşe...
Hoşgeldin bahar!











Fotoğraflar: Destina Akgün
Yer: Erythrai (Ildırı)
Tarih: 19 Şubat 2012



10 Şubat 2012 Cuma

TİNSEL YOLCULUK DENEMELERİ-1

Bir varmış bir yokmuş... Bir de bakmışız ki 'var' olanla 'yok' olan Bir'in içinde kaybolmuş....


Yollardayım... Almış başımı gidiyorum... Gidiyorum gitmesine de bu şaşkınlık halimi çözemiyorum bir türlü... Heyecanlıyım... Meraktayım... Gideceğim yer belli değil... Belli olan tek şey bilinmeyene doğru bir yolculuğa başlamak üzere oluşum... Gitmek eyleminin dayanılmaz gücüne teslim olmuşum... Bu duyguyu sevdim... Durmak hiperaktif yapıma göre değil... Hareket halinde olmalıyım... Doğduğum günden beri bu halde olabileceğim aklıma düştü bir an, gülümsüyorum... Neyin peşindeyim? Varlığın? Yokluğun? Kendimin? 'O'nun? O'nun beni bulmasını mı beklemeliyim? Ben mi O'nu aramalıyım? Her arayışın bir hakikat olduğunun farkındayım... Şaşkınlığım sürüyor...Bu sersem sebelek  dolaşmalarım elbette bir sona varacak... Belki de varamayacak... Henüz bilmiyorum... Ama bildiğim birşey var ise o da içimdeki ışığın sürekli artması... Bu ışık benim rehberim olacak... Şaşkınlığım bu ışık tarafından sarıp sarmalanıyor... Ben bir ışığım artık...Mutluyum...
                                                                                  ******


Hala yollardayım... Kayboldum... Ama telaşta değilim... Ağırdan alıyorum herşeyi... Hayatı... O anı... Geceyi... Gündüzü... Geçmişi... Geleceği... Beynimin kıvrımlarına hapsetmek istercesine her bir kareyi... Sonsuza dek... Asıl olan yola çıkabilmekti... Nasıl, neden, niçinlere takılmıyorum artık... Ağır ağır olsa da sadece yol almak amacım... Evciğini küçücük bir sırt çantasına sığdırmış kaplumbağa gibiyim... Seferiyim alabildiğine... Seviyorum bu yeni halimi... Sabah serinliğindeki bir çiğ damlası kadar mutluyum... Yüzümde ise içi içine sığmayan muzip bir gülümseme...
                                                               
                                                                                  ******


Sabahın erken saatleri... Gün henüz ağarmakta... Karşımda pembe ve mavi tonlarda bir suluboya tablo... Bitmek bilmeyen neşeleri ile cıvıldayan minik kuşlar, gece nöbetlerini kazasız belasız atlatmış sokak köpekleri ile birlikte selamlıyor bu yeni günü... Ben ise şükrederek uyanıyorum güne... Hava yine çok sıcak... Bugün sanki seferilik halimden eser yok... Gitmek değil de durmak ister gibiyim... Oysa daha düne kadar sırtımda evim alıp başımı giden ben değil miydim? Biraz soluklanmaya ihtiyacım var diye geçiriyorum içimden... Oysa derdimin soluklanmak olmadığını gayet iyi biliyorum.... Tekrar yollardayım...
                                                                                   ******


Aniden durdum... Bir ormanın içindeyim artık... Burası bir süreliğine yeni evim olacak... Güvendeyim... Gökyüzüne yükselmiş kocamış ağaçların gölgesindeyim... Geride bırakılanlar aklımı kurcalamıyor... Doğanın kalbinde... Olmam gereken yerdeyim... Alabildiğine özgürüm... Yargılardan, ben bilirimlerden,  'en büyük ben'lerden çok ama çok uzaktayım... Evrenin bir parçası olduğumu tüm hücrelerimde hissetmenin coşkusunu yaşıyorum tek başıma... Suyla yıkanıyorum... İçim dışım...Temizim artık...


                                                                                   ******


Yıllardır süregelen ve hayatın vazgeçilmez bir parçası olan her türlü koşuşturmacadan sonra böyle birdenbire kalıvermenin getirdiği sersemlik duygusunu henüz üzerimden atabilmiş değilim... Durmak ve kalmak... Diğer tüm sözcükleri rafa kaldıran iki yeni kelime var artık hayatımda... Bir pınardan kana kana su içermişcesine özümsemek istiyorum bu iki kelimeyi... Rahatça teslim oluyorum şu ana... Geçmişimi affediyorum... Sadece o an değerli benim için...Gelecek kaygım da yok... Kim ne dedi ne diyeceklerden...Ben-sen kavgalarından sakinlikle uzaklaştığımı hissediyorum... Kendimi kendimde yaşamak istiyorum... Kah bir kuş olup süzülüyorum maviliklere...kah bir güneş ışıltısı sabah esintisinde... 
   
                                                                                   ******


Durmanın ve yavaşlamanın getirdiği dinginlik ruhuma ve bedenime iyi geldi... Beynimin içinde hep birşeylere yetişecekmişcesine bitmeyen bir enerji ile koşturup duran herşey sakinleşmeye başladı artık... Sular da duruluyor usul usul... İçsel bedenime odaklanmanın getirdiği hazzı yaşıyorum... Kabuk değiştiriyorum... Bu yavaşlığa ihtiyacım var anladım... Durmayı sevdim galiba...


                                                                                   ******




2010